25 Kasım 2017 Cumartesi

SİZDEN GELENLER | Erol - MEVCUT DURUM




Film sektörüne girmeye karar verdin ve nereden başlayayım derken internetten ufak bir araştırma yapayım dedin ve işte buradasın. Eksik kalmıştın gir ! Sektöre girmek... Hastayım bu lafa.. 
Nerede bu sektör önce onu bir söylemek lazım. Partiler falan yapılıyormuş diyorlar,havuz başı partileri yapılıyormuş, bütün yönetmenler orada toplanıp seçiliyormuş falan filan” gibi dedikodular duydunuz mu? Önce o havuzu bulmak lazım. Parti ne ya? şu bildiğimiz alkolün su gibi aktığı partiler mi yoksa! Partilere gitmiş ve böyle dans ederek kopmuş, birileri onu görmüş demiş ki  yağ bu adam çok iyi kopuyor  çok iyi film çeker demiş. Dünyanın en kötü sektörlerinden biridir çünkü dedikodu ile yürür. Herkes birbirini tanıdığı için, her kes birini tanıyarak girdiği için oraya...Çoğu kişinin düşündüğü mantıkla. Bu gün burada öksürsen yarın her tarafta konuşulabilir. Ama tabii bire bin katma durumları vardır. Niye insan köle olmak ister ki? Sektöre girmek %90 kölelik demektir. Yani kendin istemediğin şeyleri yapacaksın. Cover çalan grupları düşünün, cover çalan gruplardan ne olur? Çok iyi cover çalarlardı mı diyeceksin. Olmaz, kendi şarkısını söyleyeceksin. Kefir reklamımı çekeceksin, çekmeyeceksin, ne yapacaksın neyi bekleyeceksin Angelina Jolie mi? Şunu demek istiyorum sen sektöre girme sektör sana girsin (gelsin)! Sonuçta sektör ne demek, ekonomik aktivitenin olduğu yer yani bir şeyler üretiliyor, endüstri yani. Diyorsun ki kıyısında bende bir tezgâh açayım bir şey satayım. Sen ne satıyorsun önce bunu bilmen lazım. Film sektörü aslında çok kötü bir yerdir seni alır, kullanır sonra işi bitince de kenara atar. şöyle bir durum var Türkiye’de film sektörü için iş arama durumu çok belirsiz çünkü overlokçu ilanı baksan bir sürü var ama hiç ben görmüyorum kameraman aranıyor setçi aranıyor diye bir ilan. Aslına bakarsanız bu sektöre nasıl giriliyor diye sorsanız inanın  benimde hiç fikrim yok. Aslında bir nevi mafya diyebiliriz, tanıdıkla yürüyor işler Türkiye’de bu çok sevilir tanıdığın var mı? Nepotizm diye bir şey duydunuz mu? (Nepotizm, akraba kayırma veya adam kayırma, öznel ve adil olmayan şekilde yapılan ayrımcılık. Nepotizm kavramının Latince'de “Nepot” sözcüğünden geldiği, İngilizce'de ise "Nephew" (yeğen) olduğu değişik çalışmalarda ifade edilmiştir.)  Her kesin sattığından daha iyi bir şey satıyorsan zaten gelir o sana. Ben gireyim işte,amca oğlu soksun beni o diziye. Yani bu tür ilişkiden nereye yürüyebilirsiniz ki? Her yerde tanıdık önemlidir özellikle de Türkiye’de. Neden tanıdık çünkü bulunduğunuz yerde sorun olmasını istemiyorsunuz o yüzden de güvenilir onaylanmış, denenmiş birilerini arıyorsunuz. Ama sadece tanıyarak olmaz diyorum sonuçta senin sattığın malın iyi olması lazım. Malın kötüyse senin istediğin kadar gir, girdiğin hızla çıkarsın diyorum. Dünya değişti kendin bir şey yapman lazım. Kendine bir yer açman lazım. Sen bir sektöre girdiğin zaman oranın kurallarını kabul ediyorsun oranın dişlisi oluyorsun aslında. 
Yılda kaç film çekiliyor 100 diyelim, 80 milyon bir ülkede senede 100 tane yapılan bir şeye kimse bana bunun bir sektör olduğunu söyleyemez. Yani matematik olarak şu kesin herkes bunu yapamayacak yer yok çünkü. 100 kişilik bir otobüse 1000 kişi sığdıramazsınız. Sinema ve televizyon bölümünden %70 i işsiz diye bir istatistik var. İşsiz kalmak ne demek ya ben onu anlayamadım! Sen iş olarak maaşı anlıyorsan o zaman işsiz kalırsın. Sinema televizyon alanında maaş kavramı çok az rastlanan durumdur. Bu çok garip bir laf ne demek işsiz kalınıyor! Bir şey yapsınlar, teknoloji gelişmiş, kameralar ucuzlamış, yaymak kolaylaşmış yani sektör eski önemini kaybediyor. Sektöre girmek kavramı eskide kaldı. Eskiden analarımız babalarımız ne derdi bir işe gir oradan emekli ol! Böyle bir şey yok artık. Kendin bir şeyler yapman gerekiyor, kendine bir alan açman gerekiyor. Bunun için de bir sürü araç var önünde. Youtube den para kazananlar var mesela. Şunu demiyorum herkes youtuber olsun demiyorum. Sektöre girmek bana kâbus gibi geliyor. Durun! Hemen umudunuzu yitirmeyin, Yeşilçam filmleriyle büyümüş birisi olarak şunu belirtmekte fayda var, her ülkenin kendine göre bir sinema tarihi vardır. Türkiye’de bir asır önce,Fuat Uzkınay'ın Ayestefanos anıtının 14 Kasım 1914'te yıkılmasına ilişkin filmi, “çekilen ilk Türk filmi”, Fuat Uzkınay da “İlk Türk Sinemacısı” olarak nitelenmektedir. Bu da şunu gösteriyor, köklü sinema tarihinde, Sezercik, Ayşecik, Ömercik ile çocukluğumuz“Hababam Sınıfı” ile okul hayatımız, Küçük  Emrah ile “Acıların Çocuğu” Ferdi Tayfur ile ağlamayı, Cüneyt Arkın ile döğüşmeyi, İbrahim Tatlıses ile türkü söylemeyi, Kemal Sunal ile gülmeyi, Kadir İnanır ile delikanlılığı, kısacası hayatı Yeşilçamdan öğrendik. Hayallerimizi Yeşilçamdan gördüklerimizin üzerine inşa ettik.
Şu an baktığımızda Türkiye’de 2 milyar $’ı hedefleyen ve dünyaya 300 milyon $ ihracat yapan sektör konumundayız. İşler iyiye gidiyor mu belki evet ama şunu da unutmamak lazım film sektörünün ekonomiye etkisi eskisinden daha iyi, iyi şeyler yapabilmeniz sektörü her şeyi ile bilmenize, topluma ne oranda katkı yaptığınıza, araç ve gereçleri kullanmanıza ve yaymanıza bağlı.


10 yorum:

  1. Eskiden her şarkıya bir film çekilirdi. Şimdi ilgi çekici senaryolar üzerine güzel filmler çekildiği kanaatindeyim

    YanıtlayınSil
  2. Bu aralar sinema sektörü için çok kazandırdığı yönünde haberleri çıkıyor fakat siz çok değişik bir açıdan konuya yaklaşmışsınız.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İyiysen kazanırsın. İyi okumak lazım! (Kitabı kastetmedim)

      Sil
  3. Öykü Güvenli9 Aralık 2017 03:07

    Daha öncede internetten bu konu üzerine yazılmış bazı makaleler okudum fakat sizin yazmış olduğunuz yazı çok hoşuma gitti

    YanıtlayınSil
  4. Nida Kırmızıgül9 Aralık 2017 03:22

    Biraz eleştirel bir yazı olsa da genel anlamda gerçekleri yansıtıyor.

    YanıtlayınSil
  5. Yazı içerisinde çok değerli bilgiler mevcut kaleminize sağlık

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Haydi kendimizi keşfedelim.

      Sil